TIBB-I NEBEVÎ’DE GENETİK 1

TIBB-I NEBEVÎ’DE GENETİK 1

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), geçmiş hiçbir medeniyetin tıbbî birikiminden istifade etmeden, asırlara hükmedecek mu’cizevî beyanlar söylemiştir. Bunlardan birisi de genetik sahasındadır. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tespitleri, sahabe döneminde tecrübe ve teslimiyete bağlı olarak kabul görmüştür. Bugün ise bizler, bunlardan bazılarını genetik ilmi sayesinde yeni yeni anlıyoruz.

İnsan yaratıldığı karakter üzerinedir
Hayat boyu, ana hatlarıyla fizyolojik yapımız değişmediği gibi genlerle aktarılan mizacımız da değişmez. Şahsiyetimizi oluşturan hususlar dörde ayrılır:

1. Doğuştan gelenler (mizaç),
2. Sonradan kazanılan alışkanlıklar,
3. Çevre baskısıyla (ayıplama ve ceza gibi) şekillenen huylar,
4. Kişinin iradî olarak geliştirdiği (terbiye ve dinî inançlar yoluyla) karakter.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bir dağın yerinden oynadığını işitirseniz, tasdik ediniz! Fakat bir adamın mizacını değiştirdiğini duyarsanız, tasdik etmeyiniz! Çünkü insan yaratıldığı mizaç (seciye, huy) üzerine devam eder.” (Müsned) buyurmaktadır. Ancak din, insana ikinci bir fıtrat kazandırır. İnsan, Allah’ın emirlerinden sapmadan yürürse, mizaç ve seciyesi ne olursa olsun, kâmil insan olabilir. Allah’ın emirlerine uymazsa, mahiyetine genetik olarak dercedilmiş mizacı ve huyu kendini ele verir. Benzer şekilde, başka bir hadîste; “İnsanlar altın, gümüş madeni gibi çeşitlidir. Cahiliye devrinde iyi olan ve iyi işler yapan kimseler -dinî emir ve yasakları öğrenip uyguladığı müddetçe- İslâm döneminde de iyi insanlardır.” (Buhari, Müslim, Müsned) buyrulmuştur.

Gen havuzu ve karakterlerin nesiller sonra ortaya çıkması
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gen havuzuna işaret etmiştir. Siyahî çocuğu olan bir adam ile Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

Adam: Karımdan şüphe ediyorum.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): Senin develerin var mıdır?
Adam: Evet!
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): Peki renkleri nasıldır?
Adam: Kırmızıdır.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): Bunların içinde boz deve var mıdır?
Adam: Vardır.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): O hâlde boz renk bunlara nereden geldi?
Adam: Soyundan bir damara çektiği umulur.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): İşte bu çocuğun da soyundan bir damara çektiği umulur. (E.Davud, Müslim, Müsned, Mace)

genetik-fark-tibbi-nebevi-
Cinsiyet hücrelerinin mayoz bölünmeyle çeşitlenmesi ve her döllenmede yeni özelliklerin ortaya çıkmasına vesile olması, her bir ferdin genetik çeşitlilik göstermesinin sebebidir. Başka bir hadîste Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurur: “Nutfe döl yatağına yerleşince yüce Allah, o nutfe ile Âdem (as) arasında ne kadar nesep bağı varsa, hepsini de huzura getirir.” (Tirmizi, E. Nuaym) İnsanlık tarihi boyunca Hz. Âdem’den (as) en son insana kadar bütün karekterler, her çiftin bir izdivacında Allah’ın ilmindedir.

Sonradan kazanılan davranışlar
Doğuştan olan mizaç, gen havuzundan gelen müspet ve menfi davranışlardır. Aile, sosyal ve tabiî çevre, alınan gıdalar, kişinin mizacında saklı duran özelliklerin ortaya çıkmasına vesile olur veya bunları engeller. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sevgi ve düşmanlık her ikisi de veraset yoluyla (baba ve anneden çocuklarına geçmek suretiyle) kazanılır.” (E. Müfred, Hâkim, C. Sağır, F. Kadir, Ramuz) buyurmuştur.

Çevreden gelen uyarıcılar devam ederse, kalıcı hafızaya kaydolur. Anne karnındaki bebek işittiği seslere göre davranışlarda bulunur, anne-babanın stres ve sevincinin tesiri altında kalır. Bu durum, bebeğin yüz ifadesi, mimikleri, hareketleri ve kalb atımıyla kendini gösterir. Yaratılışta asabiliğe yatkın olan çocuk, doğar doğmaz bunu göstermez. Çevresindeki örnekler bu yapısının ortaya çıkmasını tetikler.

Karakterlerin anne, baba ve yakın akrabalara benzemesi
Çocukların fizyolojik yapıları bütünüyle anne-babaya benzemeyebilir. Bir organı babaya bir organı anneye benzeyebilir. Çocukların psikolojik karakterleri de böyledir. “Cinsi münasebetten sonra, erkeğin menisi kadının menisinin önüne geçip galip gelirse, çocuk babasına; kadının menisi erkeğin menisinin önüne geçip galip gelirse, anasına benzer.” (Buhari, Müsned) hadîs-i şerîfindeki “galip gelme” tâbirinden, dominantlık, karakterin erkek veya dişide baskın olarak ortaya çıkması anlaşılabilir. Benzer bir hadîste de “Eğer denk olursa, benzerlik her ikisine birden olur.” (Müslim, Mace) buyrulmuştur.

Çocuğun fizyolojik yapısı; dayı, amca, hala ve teyzeye de benzeyebilir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kadının menisi erkeğin menisine galip gelirse, çocuk dayılarına; erkeğin menisi kadının menisine galip gelirse, çocuk amcalarına benzer.” (Buhari, Müslim, E.Davud) buyurmuştur. Klâsik Mendel genetiğinde genlerin dağılımı için çizilen grafikler de bunu göstermektedir.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hasan’ın belden üzeri bana, belden aşağısı ise Ali’ye benzer.” buyurmuştur. Kaynaklarda Hz. Hasan’ın (ra), Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) çok benzediği nakledilmektedir. Hattâ bu özelliğinden dolayı, Hz. Ebubekir (ra) tarafından “Ey Nebi’ye benzeyen, Ali’ye benzemeyen…” şeklinde hitap edildiği ve bu hitabın, Hz. Hasan’ın babası Hz. Ali tarafından tebessümle karşılandığı da kaynaklarda bildirilmektedir. Cahiliye döneminde çocuk doğduktan sonra anne ve babaya benzerliklerine göre gerçek anne ve babası tespit edilirdi.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ise, tamamen peygamberlik feraseti veya mu’cizevî bir husus olarak, çocuk doğmadan önce anne-babada bulunan dominant karakterlere göre çocuğun fizyolojisini tarif ederdi.

Gayrimeşru münasebetten dolayı hamile kaldığı iddia edilen bir kadın hakkında Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Doğuracağı çocuğun durumuna dikkat ediniz! (Bu kadın) gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı, siyah, iri kalçalı, kaba baldırlı bir çocuk doğurursa, çocuğun babası Şerik İbn-i Sakma’dır.” buyurdu. Kadın gerçekten bu vasıflarda bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şunları beyan eder: “Eğer Allah’ın kitabının hükmü (karı ile kocanın karşılıklı yeminleşmesi, lian) yerine getirilmemiş olsaydı, benim ile bu kadın arasında recmetmekten başka bir durum kalmayacaktı.” (Mace, Müsned, Nihaye)

Sütkardeşliği
Hz. Ali (ra), Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem), “Hz. Hamza’nın kızıyla evlenmek istemez misin?” dedi. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine şunları söyledi: “Ey Ali! Bilmez misin ki, Hamza benim sütkardeşimdir. Zîrâ yüce Allah, nesep cihetinden haram kıldığı kimseleri, süt emzirme cihetinde de haram kılmıştır.” (Müslim, Buhari, İ.Sad, Tirmizi, E. Davud, Abdurrezzak)

down-sendrom-syndrome-genetik-fark-tibbi-nebevi-
Sütkardeşi haramlığının hikmeti ve insanda hangi mekanizmaları bozduğu son zamanlara kadar fazla bilinmemekteydi. Anne-babaları farklı olan, ancak aynı anneyi emen bebeklerin limbik sistemlerine kaydolan duyguların benzer olacağına, anneye ait kokunun bu iki bebekte ileride karı-koca olmaya mâni sebepler teşkil edeceğine ve annenin sütüne has kimyevî terkibin bu bebeklerde bazı karakterleri bozacağına dâir hipotezler geliştirilmiş; fakat bunlar tam açıklığa kavuşturulamamıştı. Yeni bir araştırma, sütkardeşliği müessesesinin İslâm hukukundaki uygulamalarını doğrular mahiyettedir. Anne sütündeki mikrokeseciklerin (mikrovezikül), anne genomunda okunan aktif genlerin haberci RNA transkriptleri (yaklaşık 14.000 adet gene ait) ile bu transkriptleri bebeğin DNA’sına monte etmede kullanılan tersine transkriptaz enzimini ihtiva ettiği bulundu. Bu mikrokesecikler, süt transkriptomu olarak da tarif edilir. Bunlar, annenin genlerinin bebeğe aktarılmasında şimdiye kadar bilinmeyen yeni bir yoldur.

Bu oldukça şaşırtıcı bir buluştu. Zîrâ bu şekilde annenin genomu bebeğinin genomuna taşınıyordu. Bir başka açıdan ise, anne sütündeki mikrokesecikler, RNA tabanlı gen dağıtım sistemi olarak vazife görüyordu. Bebeğin genomuna aktarılan anne genleri, yeni geldikleri yerde hücreler tarafından aktif olarak kullanılabiliyordu. Dolayısıyla anne sütüyle beslenme sürecinde, emziren annenin aktif genleri, bebeğe taşınıyordu. Bu yeni buluş, semavî dinlerin sütkardeşleri birbirine haram kılmasının hikmetini anlamamızı kolaylaştırır. Çünkü aynı sütanneden süt emen bebekler, genomlarında ortak genleri paylaşmaktadır. Bu ortak genler de kullanılmayan değil, aksine annenin aktif olarak kullandığı genlerin transkriptleridir.

Allah’ın koyduğu ve yeni keşfedilen bu biyolojik mekanizma, kalıtsal hastalıkların tedavisinde veya gen tedavisinde yeni ufuklar açıyordu. Kalıtsal genetik hastalığı olan bir bebek doğar doğmaz, sağlıklı bir sütanneye verilir ve onun tarafından 6 ay ile 2 yıl arasında emzirilirse, hastalıklı genlerin yerini sağlıklı sütanneden gelen genler alacak ve böylece bebek iyileşebilecektir. Bu açıdan anne sütü yakın gelecekte hem gen nakli ve tedavisinde, hem de çeşitli ilâçları veya eksik molekülleri taşıyıcı bir sistem olarak da kullanılabilecektir.

Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih hadîslerinin bugünün ilmine ters düştüğü söylenemez. Gelecek zamanlarda da ilmin yeni keşiflerle mu’cizevî bir şekilde Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) tasdik ettiğini göreceğiz. Zaman sadece dağarcığımızı dolduracak yeni bilgilerle yeni ufukları işaret edecek, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) mukaddes beyanlarını insanlık için yeni açılmış pencerelerden seyretmeye devam edeceğiz.

(Sızıntı)