MARDİN EMİNÜDDİN MÂRİSTANI

MARDİN EMİNÜDDİN MÂRİSTANI

.
Artukoğullarından Necmettin İlgazi’nin kardeşi Eminüddin, Mardin’de bir bütün halinde (külliye) cami, medrese, hastane ve hamam yaptırmaya başlamıştır. Fakat bu külliye tamamlanmadan vefat etmiştir. Ölümü nedeniyle kardeşi Necmeddin bunları tamamlamaya muvaffak olmuş ve kadirşinaslık göstererek merhum kardeşinin ismini vermiştir. Muhtelif zamanlarda Şeyh Eminüddin, Şeyh Emin Efendi, Emüniddin gibi isimlerle anılmaya başlanmıştır. Bugün de Mardin’de mevcut olan bu cami ve hamamın adı, Emüniddin Mâristan Camii ve Hamamı’dır. Mâristan denilen hastane harap olmuş ve ortadan kalkmış ise de cami, medrese ve hamam birçok tamir görmüş olmakla birlikte günümüzde mevcuttur.

Kâtip Ferdi, 944 (1537) yılında mâristanın harap olduğundan bahsetmektedir. Bu adada bulunan ve camideki şadırvanın suyunu da temin çeşmeye halen Mâristan Çeşmesi denilmektedir. Bîmâristan, zamanında fevkalade rağbet kazanmış; hatta Musul’dan buraya tedavi için hastalar gelir, fazla yığılma dahi olurmuş.

Mâristan hamamının suyu, Mardin’deki diğer hamamların suyu gibi sarnıç suyu değildir. Yerden kaynar ve tuzludur. Halk arasında bu hamam suyunun bir şifa özelliği olduğu, bilhassa asabiye ve cilt hastalıkları için yararlı olduğu inancı vardır. Mardinlilerin bu hamamda senede bir defa yıkanması geleneği, 1960’lı yıllara kadar sürmüştür. Bîmâristanın da bu hamamın yanında bina edilmiş olması, hastaların bu hamam suyundan istifade etmeleri düşüncesine dayandığı anlaşılmaktadır. Buraya Mâristan Hamamı denmesinin sebebi de bîmâristana yakınlığındandır.

Mâristanın kurucusu Eminüddin’in vefat tarihi bilinmiyor fakat vefatının 1108-1122 tarihleri arasına tevafuk ettiği, kardeşi Necmeddin’in bu binayı hükümdarlığı esnasında tamamlamış olmasından anlaşılmaktadır. Bu külliyenin ikinci kurucusu olan Necmeddin İlgazi 516’da (1122) Meyyâfâkirîn’de (Silvan) ölmüş, naaşı Mardin’e nakledilerek bu mâristanın karşısında Camiu’l-Asfar denilen caminin haziresine defnedilmiştir. Mâristan’da medrese ve medreseye bitişik minaresiz bir küçük cami bulunmaktadır. Sarı Cami/Câmiu’l Asfar ise buranın 100 metre kadar doğusunda yeralan minareli camidir.

Artuklular, Mardin’de ve Meyyâfâkirîn’de, yaptırdıkları hastanelerle önemli hizmetler ifa ettikleri gibi, tıbbî eserlerden Dioscorides’in meşhur eserini yeniden Arapça’ya tercüme ettirmekle de tıbbın Ortadoğu’da gelişmesinde etkili olmuşlardır. Mardin’de yaptırdıkları hastane, arşiv kayıtlarına göre 19. yüzyıla kadar vazifesini sürdürmüştür.

Mardin Eminüddin Mâristanı’nın çalışanlar ve burada yapılan tedavi usullerinin diğer dârüşşifaların vakfiyelerinde belirtildiği gibi olduğu anlaşılmaktadır.

BÖLGEDE VARLIĞI BİLİNEN DİĞER DÂRÜŞŞİFALAR

Anadolu’da Selçuklu döneminden günümüze ulaşamayan dârüşşifa yapıları arasında en erken tarihlilerinden birinin Mardin’de inşa edildiğini ve Artuklular’ın yalnız Mardin değil, Silvan’da da (Meyyâfâkirîn) dârüşşifa yapılarının bulunduğu bilinmektedir. İbn Battûta Seyahatnâmesi’nde Nusaybin’de de bir hastane bulunduğu yazılıdır.

Silvan’da Necmeddin İlgazi’nin karısı Sitti Radviyye Hatun’un inşa ettirdiği medresenin tıp medresesi (dârüşşifa) olduğu, oğlu Kutbüddin İlgazi’nin buraya gömüldüğü ve Sitti Radviyye Hatun’un Mardin’deki medresesi göz önünde tutularak Silvan Dârüşşifası’nı 1176-1185’e tarihlemesinin mümkün olacağı, fakat Silvan’da böyle bir yapının şu anda mevcut olmadığı da görülmektedir.

EMİNÜDDİN MÂRİSTANI VE DİĞER ARTUKLU DÂRÜŞŞİFALARINDA ÇALIŞAN HEKİMLER

Ünlü hekimler arasında Şam’da tıp eğitimi almış Mardinli Fahreddin ve Necmeddin Temirtaş (1122-1151) döneminde İbnü’s-Salâh gelir. Şehâbeddin es-Sühreverdî el-Maktûl’de Artuklu hükümdarlarından, Harput’un sahibi Ebû Bekir b. Karaaslan’a bilimsel bir eserini ithaf etmiştir.

Yukarıda anlatılan dârüşşifaların yapımına özel bir önem vermelerinin yanı sıra, Artuk emîrlerinin tabiplere ve tıbbî eserlere de önem verdikleri görülmektedir.

İBNÜS-SALAH (Ö. 1147)

Artukoğulları’nın hoşgörülü ortamında yetişen felsefe bilgini ve tabip İbnü’s-Salah (Necmeddin Ebü’l-Fütûh Ahmed b. Sırrî), aslen Hemedanlı’dır. Artukoğlu Hüsâmeddin Timurtaş b. İlgazi ‘nin daveti üzerine, hânedanın himayesinde Mardin’de felsefe okutmuştur. 1147’de vefat etmiştir.

FAHREDDİN EL-MARDİNÎ (Ö. 1198)

Fahreddin el-Mardînî, Fahrü’l Mardînî olarak da bilinmektedir. 1155 yılında Mardin’de doğmuştur. Artukoğulları döneminin dünyaca ün yapmış tıp bilgini ve filozofudur. Aslen Kudüslü Ensârîler’dendir. Artuk b. Eksik, Kudüs’ü fethedince Fahreddin’in dedesi Abdurrahman’ı Mardin’e davet etmiş ve aile burada yerleşmiştir. Babası Muhammed b. Abdüsselam b. Abdurrahman el-Ensârî, kadıdır.

İbnü’s-Salâh’tan felsefe, Bağdat Adudüdevle Hastanesi Başhekimi Eminüddevle İbn Tilmizî’den de tıp tahsili alma imkânı bulan Fareddin, böylece iki alanda uzmanlaşmıştır. Hocası ile birlikte İbn Sinâ’nın el-Kânûn fi’t-Tıbb’ı üzerine yaptıkları inceleme ve tashihler, daha sonra Mardinî’nin el-Kânûn uzmanı olarak tüm dünyada ün yapmasını sağlamıştır.

Bir ara Dımaşk’a (Şam) gitmiş ve orada ünlü bir tıp âlimi ve hekimi olan Mühezzebüddin Abdürrahim b. Ali’ye el-Kânûn fi’t-Tıbb’ın bir kısmını okutmuştur.

Halep emirinin ricası üzerine bir müddet Halep’te kalıp dersler ve konferanslar veren Fahreddin, bu bilimsel faaliyetleri esnasında Şehâbeddin es-Sühreverdî el-Maktûl’e de hocalık yapmıştır. Sühreverdî (ö. 587/1191) hocası Fahreddin el-Mardinî’yi eleştirmekten kaçınmıyordu. Sühreverdî, Halep’te İslâm uleması ile giriştiği bilimsel tartışmalar sonucu İslâmiyet’e ihanetle itham edilerek Halep uleması tarafından Selâhaddin-i Eyyûbî’ye yapılan ihbar ve şikâyet sonucu, bu ulemanın verdiği fetva üzerine idama mahkûm olmuştu.

Fahreddin el-Mardînî’nin en parlak öğrencilerinden biri de İbnü-r Rakîka İbnü’r Rukaya’dır. Bu öğrencisi Fahreddin’in tıp ve felsefî görüşlerini yeni nesillere aktarmayı başarmıştır.

Necmeddin İbnü’l-Minfah, Mardin’de yaşamış adı bilinen diğer önemli bir hekimdir.

1164’te Anazarvalı Dioskorides’in Materia Medica’sı Artuklular döneminde Mihran b. Mansûr b. Mihran tarafından Süryânîce’den Arapça’ya Kitabü’l-Haşâiş adıyla yeniden tercüme ettirilmiş ve Şehitlik Kütüphanesi’nde muhafaza edilmiştir.

KAYNAK: Şifahaneler, Abdullah Kılıç, 2012, Turkuaz Sanat.