KÜTÜB-İ SİTTE / TIP

.
kutludoğum

Üsâme İbnu Şerik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bedevileri gördüm. Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) bize şu işi yapmada bir günah var mı, şöyle davranmada günah var mı?” diye soruyorlardı. Onlara şöyle cevap vermişti:

“Allah’ın kulları! Allah, (sizlerin sorduğu şeyleri işleyen kimseden) günahı kaldırmıştır. Ancak din kardeşinin ırzından (şeref ve haysiyetinden) bir şeyler kırpan kimse bu hükmün dışındadır. İşte haram olan budur.”

Bedeviler bu defa: “Ey Allah’ın Resûlü! Hastalandığımız zaman tedavi yollarını aramasak, bu günah mıdır?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Tedavi arayın ey Allah’ın kulları! Zira, Allah Teâla hazretleri koyduğu her hastalığa şifa da koymuştur, bundan sadece ihtiyarlık hariçtir, (onun tedavisi yok)” buyurdıılar.

Bedeviler yine sordular: “Ey Allah ‘ın Resûlü! Kula verilen (hasletler)in en hayırlısı hangisidir?” Aleyhissalâtu vesselâm: “Güzel huy!” buyurdular.”

▪ Ebu Hizame (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Bir gün) Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm): “Tedavi için kullandığınız ilaçlar şifa isteğiyle okunan dualar ve (düşmanlardan) korunmak için kullandığımız koruyucu şeyler hakkında ne dersiniz, bunlar Allah’ın kaderinden bir şeyi geri çevirip değiştirir mi ?” diye sormuşlardı. “Bu saydıklarınız da Allah’ın kaderindendir” diye cevap verdi.”

▪ Abdullah İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Allah hiçbir hastalık indirmedi ki şifasını da indirmemiş olsun.”

Ebu’d Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç vermiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın.”

Ebu Davud, Tıbb 11, 3874.

▪ Ebu Hüreyre’nin (ra) Buhari’de gelen bir rivayetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmaktadır: “Şafi-i Kerim Allah Teâla Hazretleri, her ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir.” Ebu Davud ve Tirmizi’de şu ziyade var: “Tek bir hastalığın ilacı yoktur” dedi. Kendisine: “O hangi hastalıktır?” diye soruldu da: “İhtiyarlık!” cevabını verdi.”

Buhari, Tıbb 1, Ebu Davud, Tıbb 1, (3855); Tirmizi, Tıbb 2, (2039); İbnu Mace, Tıbb 1, (3436).

▪ Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın ilacına rastlanırsa Allah Teâla’nın izniyle hastalıktan şifa bulur.”

▪ Ukbe İbnu Amir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hastalarınızı yeyip içmeye zorlamayın. Zira Allah Teâla hazretleri onlara yedirir, içirir.”

Tirmizi, Tıb 4, (2041); İbnu Mace, Tıbb 4, (3444).a_7660

▪ Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: “Bana ilaç vermeyin demedim mi?” diye bizi payladı. Biz, davranışınızın sebebini: “(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik” diye açıkladık. (Resûlullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): “İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!” emretti ve: “Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi” buyurdu.”

Buhari, Tıbb 21, Megazi 83; Müslim, Selam 83, (2213).

▪ Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benim tiryak içmem, temime (muska) takınmam, içimden gelen şiiri okumam aldırmazlık olur.”

Ebu Davud, Tıbb 10, (3869).

▪ Muğire İbnu Şu’be (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim vücudunu dağlatır veya rukye yaptırırsa tevekkülü terketmiş olur.”

Tirmizi, Tıbb 14, (2056); İbnu Mace, Tıbb 23, (3489).

▪ Ebu Sa’idi’l-Hudri (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) gelerek: “Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: “Ona bal (şerbeti) içir!” ferman buyurdu. Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: “Ben bal (şerbeti) içirdim ancak bu, onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı” dedi. (Adam bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhissalatu vesselam: “Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)” buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti.”

Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083).

▪ Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın.”

Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042); 22, (2071).

▪ Sa’d İbnu Ebi Vakkas (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir.”

Buhari, Tıbb 52, 56, Et’ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb 12, (3875, 3876).

▪ Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Medine’nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir.”

Müslim, Eşribe 156, (2048).

▪ Said İbnu Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mantar, kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifalıdır.”

Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb 22, (2068).

▪ Tirmizi’de, Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) gelen bir rivayete göre, Halk: “Mantar toprağın çiçek hastalığıdır” demiştir. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle söylediler: “Mantar (Allah’ın Beni İsrail’e in’am ettiği kudret helvası denen) menn’dendir. Suyu göz için şifadır. Acve (denen hurma cinsi) cennettendir ve zehire karşı şifadır.” Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) ilave eder: “Ben üç veya beş veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti.”

Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070).

▪ Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) zevcelerinden birine hizmet eden Selma adında bir kadın anlatıyor: “Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) bir yara veya bir bere gelecek olsa, bana emrederdi, onun üzerine kına koyardım.”

Tirmizi, Tıbb 13, (2055).

▪ Esma Bintu Ümeys (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Ne ile (barsaklarını) yumuşatıyorsun?” diye sordu. Ben: “Şübrüm ile!” dedim.

“Hararet de hararet!” buyurdu. Bunun üzerine ben, sonra sena otunu müshil olarak kullandım. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bunu öğrenince):

“Eğer ölüme karşı şifa taşıyan bir şey olsaydı bu, mutlaka senada olurdu” buyurdu”

Tirmizi, Tıbb 30, (2082).

▪ Ümmü Kays Bintu Mihsan (radıyallahu anha) anlatıyor: “Ben küçük bir oğlumla birlikte Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) huzuruna girdim. (O sırada boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i’lâk denen) tedavi uygulamıştım.

“Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i’lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi ediyorsunuz? Size şu ûd-u Hindi’yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi türlü şifa vardır. Zatü’l-cenb’in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna damlatılır. Zatü’l-cenb’e karşı ağızdan verilir.”

Zühri (merhum) der ki: “(Resulullah sav) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi açıkladı, ama beşini açıklamadı.”

Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13, (3877).

▪ İbni Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İsmid’i kullanmaya devam edin. Zira o, sürmelerinizin en hayırlısıdır. Görmeyi parlatır, saçı bitirir.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sürme çekince önce üç kere sağ gözüne çekerdi, onunla başlar, onunla bitirirdi. Sol gözüne de iki kere çekerdi.”

▪ Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) bir sürmedanı vardı. Her gece şu gözüne üç, öbür gözüne de üç kere sürme çekerdi.”

Tirmizi, Libas 23, (1757); Tıbb 9, (2049); Nesai, Zinet 28, (8, 150); İbnu Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud, Libas 16, (4061).

▪ Rafi İbnu Hadic (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hararet, cehennemden bir kabarmadır. Hararetinizi (soğuk) su ile soğutunuz.”

173626
Buhari, Tıbb 28, Bed’ü’l-halk 10; Müslim, Selam 83, (2212); Tirmizi, Tıbb 25, (2074).

▪ Tirmizi’nin Sevban’dan (radıyallahu anh) yaptığı bir rivayet şöyledir: “(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Size humma isabet ederse, humma ateşten bir parça olduğu için, derhal su ile söndürsün. (Şöyle ki:) Akmakta olan bir nehrin içine girsin Akıntıyı karşısına alıp dursun ve sabah namazından sonra ve güneşin doğuşundan önce şu duayı yapsın: “Allah’ın adıyla! Ey Allah’ım, kuluna şifa ver ve Resûlün Hz. Muhammed’in sözünü doğrula!”

Nehre üç gün, üç kere bansın. Üçte şifa bulamazsa, beş, yedi, dokuz (gün)e kadar çıksın. Zira humma Allah’ın izniyle dokuz (gün)ü tecavüz etmez (şifa hasıl olur).”

Tirmizi, Tıbb 33, (2085).

▪ İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cibril (aleyhisselam) bana, bir ilaç öğretti. Bu bütün hastalıklara devadır.

Ayrıca dedi ki: “Ben bu ilacı Levh-i Mahvuz’dan istinsah edip yazdım.” (İlacı şöyle tarif etti:) “Dam üzerinden akmayan yağmur suyundan temiz bir kaba alırsın. Üzerine Fatiha suresini yetmiş kere okursun. Bir o kadar da Ayetü’l-Kürsi’yi, bir o kadar kul eûzü bi-Rabbi’n-Nas’ı, Lâ-ilâhe İllallâhu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve Lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyun lâ yemutu bi-yedikel hayr ve hüve ala külli şey’in kadır’i okur. Sonra yedi gün oruç tutar ve her gün bu su ile orucunu açar.”

Rezin ilavesidir. Kaynağı bulunamamıştır. Cami’u’l-Usûl muhakkakki Abdulkâdir el-Arnavud: “Zayıflık veya mevzuluk alameti gözükmektedir” der.

▪ Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür.”

Buhari, Tıbb 8, Et’ime 24; Müslim, Selam 90, (2216).

▪ Yine Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), aile halkından birine humma (rahatsızlığı) gelince hamurdan çorba yapılmasını emrederdi ve çorba yapılırdı. Sonra hastalara emrederdi ve onlar da ondan ağır ağır içerlerdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) derdi ki:

“Çorba hüzünlü kimsenin kalbini takviye eder, hastanın kalbinden elemi çıkarır, tıpkı birinizin, su ile yüzünden kiri çıkarması gibi.”

Tirmizi, Tıbb 3, (2040).

▪ Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ureyne kabilesinden bir grup insan Medine’ye gelmişti. Burası sıhhatlerine iyi gelmedi, hastalandılar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da onları sadaka develerinin bulunduğu yere gönderdi ve:

“Sütlerinden ve bevillerinden için!” emir buyurdu. Onlar da içtiler ve iyileştiler.”

Tirmizi, Tıbb 6, (2043).

▪ İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şifa üç şeydedir:

- Bal şerbeti.

- Kan aldırma.

- Ateşle dağlama.

Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum.”

Buhari 12/5721, Müslim 2205/71, İbni Mace 3491

Bir rivayette: “Balda, hacamat olmada şifa vardır.” denmiştir.”

Buhari, Tıbb 3.

▪ Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kendisiyle tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı sa’ut (burun damlası), hacamat (kan aldırma), ledûd (ağızdan damlatma) ve meşiyy (müshil içmedir.)”

Tirmizi, Tıbb 9, (2048, 2049).

▪ Zeyd İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), zâtülcenb hastalığının tedavisinde zeytinyağı ve versi methederdi.”

Katâde (radıyallahu anh) derdi ki: “Zeytinyağı ağzın, hastalık hissedilen tarafından içirilirdi.” Bir rivayette: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize, zâtülcenbten kustu’l-bahri ve zeytinyağı ile tedavi olmamızı emrederdi” denmiştir.

Tirmizi, Tıbb 25, (2079, 2080); İbnu Mace, Tıbb 17, (3467).

▪ İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki şeyde ne çok şifa vardır: Sabır ve süfâ.”

[Bu hadisi, Rezin tahric etmiştir.]

▪ İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacamat oldu ve hacamatı yapan doktora ücretini ödedi ve ayrıca burun damlası da kullandı.”

Buhari, Tıbb 9; Müslim, Selam 76, (1202); Ebu Davud, Tıbb 8, (3867); Tirmizi, Tıbb 9, (2048).

▪ Ümmü’l-Münzir Bintu Kays (radıyallahu anha) anlatıyor: “Beraberinde Ali (radıyallahu anh) olduğu halde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma girdi. Ali bu sırada (geçirdiği bir hastalığın) nekâhet devresinde idi. Evimizde busr (hurma çağlası) salkımları asılı idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ondan yemeye başladı. Ali de yemek üzere kalktı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Ali’ye yönelerek:

“Ağır ol, ağır ol! Sen daha nekâhet dönemindesin!” dedi ve Ali bırakıncaya kadar tekrarladı.”

Ümmü’l-Münzir (radıyallahu anha), anlatmaya devam ederek: “Ben arpa ve çöğender otundan yemek pişirip getirdim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:

“Ey Ali, buyurdular, bundan al, bu sana daha faydalı!”

Ebu Davud, Tıbb 2, (3856); Tirmizi, Tıbb 1, (2038).

▪ Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud Savaşı sırasında yaralanınca, Hz. Fatıma (radıyallahu anha), mübarek yüzlerinden kanı yıkamaya başladılar. Ali de (radıyallahu anh) Fatıma’ya (radıyallahu anhüma) su döküyordu. Fatıma (radıyallahu anha) suyun kanı gittikçe artırdığını görünce bir parça hasır aldı. Onu yakıp iyice kül haline gelince yaraya bastı. Böylece kan da durdu.”

Buhari, Cihad 80, 85, 163, Vudû 72, Megazi, 24, Nikah 123, Tıbb 27; Müslim, Cihad 101, (1790); Tirmizi, Tıbb 34 (2086); İbnu Mace, Tıbb 15 (3464).

▪ Vail İbnu Hucr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Târık İbnu Süveyd el-Cu’fi (radıyallahu anh), Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

“Hayır! O, deva değil, derttir!” buyurdu.”

Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

▪ Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zehir ve benzeri her çeşit habis ilaçtan yasakladı.”

Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046).

▪ Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir tabib gelerek Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) ilaç yapımında kurbağayı kullanmaktan sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti.”

Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210).

▪ Ebu Keşbe el-Enmâri (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) başından ve iki omuzu arasından hacamat olur ve:

“Kim bu kandan akıtırsa, herhangi bir hastalık için, bir başka ilaçla tedavi olmasa da zarar görmez!” buyururdu.”

Ebu Davud, Tıbb 4, (3859); İbnu Mace, Tıbb 21, (3484).

▪ Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), boynunun iki tarafındaki damarları ile iki omuzun arasındaki damardan hacamat olurdu.”

Ebu Davud, Tıbb 4, (3860); Tirmizi, Tıbb 12, (2052); İbnu Mace, Tıbb 21, (3483).

▪ Tirmizi şu ziyadede bulunur: “(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm) ayın onyedisinde, ondokuzunda ve yirmi birinde hacamat olurdu.”

Tirmizi, Tıbb 12, (2052).

▪ Sahiheyn’den gelen bir rivayette şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacamat olur, kimseye ücretinde zulmetmezdi.”

Buhari, İcare 18; Müslim, Selam 77, (1577).

▪ İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Haccm ne iyi kuldur; (fazla) kanı giderir, beli hafifletir, gözü parlatır.”

İbnu Abbas der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Miraç gecesinde, meleklerden mürekkeb bir cemaate her uğrayışında: “Hacamat olmaya devam et! Ümmetine de hacamat olmalarını emret!” derlerdi.”

Tirmizi, Tıbb 12, (2054).

▪ Ebu Bekre’den (radıyallahu anh) anlatıldığına göre, bu muhterem sahabi, ailesini salı günü hacamat olmaktan men ederdi. Derdi ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Salı günü kan günüdür. O günde bir saat vardır, kan durmaz.”

Ebu Davud, Tıbb 5, (3862).

▪ Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Sa’d İbnu Mu’az (radıyallahu anh) kolundaki (can) damarından isabet aldığı zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu elindeki uzunca bir demir çubukla bizzat dağladı. Ancak yarası tekrar şişti. Resûlullah da ikinci sefer dağladı.”

Müslim, Selam 75, (2208); Ebu Davud, Tıbb 7, (3866).

▪ Tirmizi’nin Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) yaptığı bir rivayette, Enes (radıyallahu anh) der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Sa’d İbnu Zürare’yi (radıyallahu anh) sivilce sebebiyle dağladı.”

Tirmizi, Tıbb 11, (2051).

▪ İmran İbnu Husayn (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizi dağlama yapmaktan nehyetti. Ancak biz, (ona başvurmaya zorlayan) durumlarla karşılaştık. Birçok defalar dağlama yaptık. (Sünnete muhalefetimiz sebebiyle) rahatsızlığımızdan kurtuluş bulamadık.”

Tirmizi, Tıbb 10, (2050); Ebu Davud, Tıbb 7, (3865).

▪ Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mirac sırasında yanlarından geçtiğim her cemaat bana mutlaka “Ey Muhammed! Ümmetine hacamat olmalarını emret!” demiştir.”

▪ Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Cebrail, Resülullah’a (aleyhissalatu vesselam), Ahdaayn (boynun iki tarafındaki damar) hizasından ve kâhilden (iki omuzun arası) hacamat olma emrini getirdi.”

▪ Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) (bir keresinde) atından bir hurma kütüğü üzerine düşmüş ve ayağı çıkmıştı.”

Râvi Vekî’ der ki: “Yani Resülullah (aleyhissalatu vesselâm), bir incinmeden dolayı ayağının üstünden hacamat ettirmiştir.”

▪Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Kim hacamat olmak isterse, ayın 17 veya 19 veya 2l’ini arasın. Sakın, kan fazlalaşmak suretiyle birinize galebe çalıp onu öldürmesin.”

▪İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) (azadlısına): “Ey Nâfi bana kan galebe çaldı, benim için bir haccâm getir, getireceğin haccâm genç olsun, yaşlı veya çocuk olmasın” dedi. Devamla İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) dedi ki: “Ben Resülullah’ın (aleyhissalatu vesselam): “Aç karnına hacamat olma idealdir, (onda şifa ve bereket vardır) aklı artırır. Hafızayı güçlendirir. Hafız olmak isteyenlerin hıfzetme kabiliyetini artırır. Hacamat olmak isteyen Allah’ın adıyla perşembe günü hacamat olsun. Cuma, cumartesi, pazar günlerinde hacamat olmaktan kaçının. Pazartesi ve Salı günü de hacamat olunuz. Çarşamba günü hacamat olmaktan kaçının: Çünkü o, Eyyub’ün (aleyhisselâm) belaya düştüğü gündür. Cüzzâm ve alaca hastalığı da sadece çarşamba günü veya çarşamba gecesi zuhür eder” dediğini işittim.”

▪ Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Irku’n-nesânın (oturak hizasından topuğa kadar uzanan bir sinirin) ilacı, Arabî bir koyunun kuyruğudur. Bu kuyruk eritilip üç kısma ayrılır, sonra her sabah aç karnına bir parça içilir.”

▪ Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) yanında hummadan bahsedilmişti. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Onun hakkında fena söz sarfetmeyin. Çünkü o, günahları temizler, tıpkı ateşin demirdeki pası, curufu temizlemesi gibi” buyurdular.”

▪ Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Humma (ateşli hastalık), cehennemin körüklerinden bir körüktür. Siz onu soğuk su ile kendinizden uzaklaştırın.”

▪ Hz. Aişe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Göz değmesinden) Allah’a sığının. Zira göz değmesi haktır.”