KONYA DARÜŞŞİFASI

KONYA DARÜŞŞİFASI

Anadolu Selçukları’nın çok önemli bir şehri olan Konya’da ilk dârüşşifa, 1113’te Sultan Melikşah tarafından yaptırılmıştı. Ayrıca 1221 yılında I. Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılan dârüşşifa hakkında da birçok bilgiye sahibiz. Bu dârüşşifanın -Melikşah Dârüşşifası’nın- tamir edilerek I. Alâeddin Keykubad tarafından tekrar hizmete açılmış olması gerekiyor. Konya’da bugün ayakta olmayan bu dârüşşifanın kalan bir parçası, Prof. Yusuf Küçükdağ tarafından “şifahane mescidi” olarak tanımlanıp yeri tespit edilmiştir. Araştırmacı, yazar Kâmil Şahin tarafından da dârüşşifanın 1113 yılında yaptırıldığı vakfiye ile belgelenmiştir. Alâeddin tepesinin yakınında ve saraya yakın olan bu dârüşşifa, uzun yıllar hizmet vermiştir.

Konya’da 1113 yılında Anadolu Selçukluları Sultanı Melikşah tarafından bir dârüşşifa yaptırıldığını Osmanlı Arşivi’ndeki bir vakfiye vasıtasıyla öğreniyoruz. Bu vakfiyede 1242’de dârüşşifaya yapılan yeni vakıfların kaydı yazılırken bu dârüşşifanın 1 Şaban 506 (21 Ocak 1113) tarihinde yaptırıldığı kaydedilmektedir. Bu vakfiyede Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus ve veziri Kadı İzzeddin’in, Sultan Melikşah’ın yaptırdığı dârüşşifaya vakfettikleri yerlerin kayıtları vardır. Bu vakfiyenin sonunda, “… işbu vakfiye 1 Şaban 506 hicrî yılında yazılmıştır. Allah’a (cc) hamd, Resulüne (sav) ve onun ehline ve ashabına salât ve selâm olsun” denilmektedir.

Bilindiği gibi Konya 1079 yılında fethedilmiş ve 1097’de Selçuklular’ın başşehri olmuştur. Anadolu Selçuklu Sultanı Melikşah’ın 1110’da Konya’da Anadolu Selçuklu tahtına oturduğu ve 1116 yılında I. Rükneddin Mesud’un tahta geçmesi ile saltanatına son verildiğini biliyoruz. Dârüşşifanın tarihi bize Sultan Melikşah tarafından yaptırıldığı bilgisini vermektedir.

Konya Dârüşşifası hakkında bilim dünyasına sunulmuş belgelere kronolojik olarak bakacak olursak 1113 yılında kurulan dârüşşifa hakkında daha sonraki bilgiye 100 sene kadar sonra rastlıyoruz. Bu bilgi, 1221 yılında I. Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılan dârüşşifa hakkındaki kayıtlardır. Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın Konya surlarını inşa ettirdiği sırada bir dârüşşifa yaptırdığı ve bu dârüşşifaya daha sonraki dönemde Osmanlı belgelerinde “Alâeddin Dârüşşifası” olarak zikredildiği bildirilmektedir. Konya Dârüşşifası 1240’lı yıllarda II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında faal bir halde bulunduğu bildirilmektedir.

1242 yılına ait bir vakfiyede dârüşşifanın yeri tarif edilmektedir. Konya Dârüşşifası’nın “Konya surlarının Ertaş kapısı diye bilinen meşhur Çaşniğir Kapısı dışında Hızır İlyas Zâviyesi vakfının yakınında Gömeç Hatun manzumesinin yanında bulunduğu” kaydedilmişti. Buradaki kayıtta “Vakf-ı Dârüşşifa” şeklinde geçmektedir. Bu vakfiyeden on yıl kadar sonra 1254 yılına ait bir vakfiye kayıtlarda yer almaktadır. Bu vakfiyede Sultan Melikşah’ın dârüşşifasından bahseden vakfiye suretiyle aynı bilgilere sahip olup 1254 yılında yazılmış sûrettir.

Burada yine, Sultan II. İzzeddin Keykâvus ve Vezir Kadı İzzeddin’in dârüşşifaya yaptıkları vakıflar kaydedilmiştir. 1284 yılına ait olan belgede, Konya Dârüşşifası’nın III. Alâeddin Keykubad zamanında sığınılacak bir mekân olduğu, 1301 yılında ait bir vakfiyede de Konya’daki “şifahane”den zikredilmektedir.

OSMANLILAR DÖNEMİNDE KONYA DÂRÜŞŞİFASI

Konya Dârüşşifası’nın Osmanlı dönemindeki devamlılığı konusunda birçok bilgi ve belgeye sahibiz. Bunlardan ilki 1476 yılına ait bir defterde bulunan dârüşşifa vakıflarının listesidir. 1500 yılı Karaman ili tahrir defterinde, “Vakf-ı Dârüşşifa der nefs-i Konya” olarak geçmekte “Vakfı vazife haran-ı cami-i şerif ve dârüşşifayı ma’mure-i merhum ve mağfurünleh Sultan Alâeddin de Konya şud…” başlığı altında dârüşşifanın bir kadrosu verilmektedir. 1500 yılında dârüşşifanın tam kadrosu ile işlediği görülmektedir. 1518 yılında I. Selim adına yazılan Konya tahririni yapan Kemalpaşazâde’nin defterinde Gödene, Resul, Karadiğin köylerinin Konya Dârüşşifası’nın evkafı arasında bulunduğu yazılıdır.

1525 senesine ait Konya İl Yazıcı defterinde, Konya Dârüşşifası’nın harap olması dolayısıyla tabip Mevlânâ Cüneyd’in başka bir yerde ilaç hazırlayıp dârüşşifanın müsait bir yerinde haftada bir gün hastaları muayene edip ilaç vermesi üzerine anlaşma yapılmış olduğu görülmektedir. 1530 yılına ait Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri’nde Konya’daki önemli binaların listesi çıkmış, burada Dârüşşifa 1” olarak kaydedilmiştir. Gene aynı defterin 34. Sayfasında “Vakf-ı dârüşşifa der nefs-i Konya” başlığı altında vakfın sahip olduğu dükkân ve arsalar kaydedilmiştir.

Sultan III. Murad zamanında, Konya’da dârüşşifaya ihtiyaç daha çok duyulmaya başlanmış, haftada bir defa halka ilaç dağıtmak ve bir poliklinik açmak suretiyle ihya edilmiştir. 1575 senesine ait dârüşşifa hekimlerinin atanmalarına ilişkin belgede, Konya’daki dârüşşifada tabip olan Ahmed’in Bursa Dârüşşifası’na ve Konya Dârüşşifası’na da Amasya’da tabip olan Hasan’ın atandığı görülmektedir.

1581 senesine ait bir belgede hekimbaşına gönderilen bir mektup, “Konya’da Sultan Alâeddin Dârüşşifası’na” tabip Ömer’in maaşının yükseltilerek atanmasına aittir. 1587 tarihli Karaman ili icmal defterinde “Evkaf-ı dârüşşifa der nefs-i Konya” başlığı altında daha önce dârüşşifa vakfına bir eşkinci tayin edilip tayin edilen hekimin haftada bir gün hastalara ilaç vermesi kararı alnımış olduğu, fakat daha sonra bu kararın bozulduğu ve vakıf gelirlerinin doğrudan dârüşşifaya tahsis edildiği ve hekim tayini bildirilmektedir.

Konya Dârüşşifası hakkındaki bilgilere 1614 yılı Konya şer’i sicillerinde de rastlıyoruz. Bu tarihte bir akıl hastasının dârüşşifaya konulması gündeme gelmişti. 1629 yılına ait şer’i sicil defterinde iseKonya Dârüşşifası, Alâeddin Dârüşşifası adıyla faal bir halde bulunuyordu. 1639’da da dârüşşifa aynı kadro ile faaliyetini sürdürüyordu. III. Ahmed ve I. Mahmud zamanlarında Konya Dârüşşifası’nın kadrosu belirtilmişti. 1650’de Evliya Çelebi yazdığı Seyahatnâme’de Konya’dan bahsederken “Der vasf-ı mâristân-ı bîmâristân” başlığını açmış, fakat bilgi vermemişti. 1660 yılına ait bir şer’î sicil de Konya Dârüşşifası’na hekim-i sânî tayini ile ilgili olup 1661 yılına ait bir şer’î sicildeyse Ali adında bir kişinin Konya’daki Sultan Alâeddin Dârüşşifası evkafına mütevelli tayin edildiğine dair berat yer almaktadır.

1669 senesine ait bir belgede Konya’da akıl hastası olan bir şahsın Alâeddin Dârüşşifası bevvâbı Hilmi Beşe’ye teslim edildiği bildirilmektedir. Bunlara ilaveten Konya Dârüşşifası’nın 1736, 1750, 1753, 1754, 1773, 1775, 1781, 1783, 1788, 1795, 1801, 1807, 1808, 1812, 1814, 1826 tarihlerinde varlığına ait kayıtları İbrahim Hakkı Konyalı bildirmektedir. Konyalı, Sultan II. Mahmud’un hükümdar olduğu 1830 yılına kadar Konya Dârüşşifası’nın kadrosunu muhafaza ettiğini, 1859 yılına ait kayıtlarda ise artık dârüşşifanın bulunmadığını tespit etmiştir.

DÂRÜŞŞİFANIN İŞLEYİŞİ

Konya Dârüşşifası Anadolu Selçukları döneminde 1113 yılında Sultan Melikşah tarafından kurulduğu tespit edilmiştir. Bu dârüşşifanın işleyişiyle ilgili bilgilere ancak zamanın hekimleri hakkında yazılanlardan ulaşabiliyoruz. Selçuklu dönemi hekimlerinden Şemseddin b. Hebel (Hibl) çeşitli merkezlerde tıp tahsili yaptıktan sonra Anadolu’da Selçuklu Sultanı Keykâvus b. Keyhusrev’in iltifatına mazhar olmuş, Konya Mâristân-ı Atik’te 1180 yıllarında tabiplik ve müderrislik yapmıştır.

Aynı dönemde Konya Dârüşşifası’nda tabiplik yapan bir diğer hekim Tâceddin el-Bulgarî 16 Şevval 619 (3 Kasım 1222) tarihinde Konya Mâristânı’nda görev yapmış ve Muhtasaru fî Marifeti Edviyeti’l-Müfrede adlı eserini de Konya’da yazmıştır. 1225 yıllarında Konya Dârüşşifası’nda hekimlik yapan Burhâneddin Ebû Bekir tabip ve hekimlerin meliki, zamanın Câlînûs’u ve devrin Hipokrat’ı sıfatlarıyla tanımlanıyordu. Konya’da Sultan Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılan Dârüşşifa-i Alâî’ye hekim olarak tayin edilmişti.

Buradaki görevi için “…Hasta ve malûlleri tedavi ve mualecede üstadlar gibi hazakat ve şefkatle muamele etmesi. Hasta ve deliler arasında fark gözetmemesi bildirilmiştir. Bu hizmetlerin sevabı merhum vâkıfın ruhuna ve sultana vasıl olması…” bildirilip temenni edildikten sonra bu hastanenin eski tabibi merhum İzzeddin’in bu müessesenin evkafından aldığı maaşa tasarruf edeceği, nâip ve hâkimlerle bu vakıfların mütevelli ve mutasarrıflarının buna itimat etmeleri kaydolunmaktadır.

Dârüşşifanın kadrosu hakkında elimizde birçok belge var. İlki 1500 tarihli Karaman ili Tahrir Defteri. Burada “Hademe-i dârüşşifa-i memur-i müşârünileyh” diyerek kadro gündelikleriyle beraber sıralanmaktadır. 1587 yılına ait Sultan III. Murad döneminde (1574-1595) yapılan bir tapu tahrir defterinde de dârüşşifa görevlileri listesi verilmiştir. Bir başka belge de Konya Dârüşşifası’na 1575’te yapılan atama ile ilgili:

“Manisa’da bulunan Şehzade Murad’ın hekimbaşısının başka mesleğe yönelmesiyle yerine İstanbul hassa tabiplerinden İsa’nın, onun yerine Bursa baştabibi İbrahim’in, onun yerine aynı yerde ikinci tabip olan Davud’un, onun yerine Konya’da tabip olan Ahmed’in, onun yerine Amasya’da tabip olan Hasan’ın, onun yerine Edirne Dârüşşifası’nda saraya tabip olan Alâeddin’in, onun yerine de şakird Piyale’nin atanması” yapılmıştı.

1629 tarihli bir sicil defterinde Alâeddin Dârüşşifası’nın faal durumda bulunduğu ve kadrosunda bir hekim-i evvel ile bir hekim-i sânî olduğu kayıtlıdır. 1639 tarihli şer’î sicil defterinde de Konya Dârüşşifası’nın kadrosu yukarıdaki gibi olup bir tabip şâkirdi ilave edilmişti. Bu defterdeki tedavül kayıtlarına göre günde 5 akçe ile dârüşşifada hekim-i sânî olan Veliyyüddin Halife aynı zamanda Alâeddin Camii’nde yevmî 15’şer akçe ile tabip ve dersiâm idi.

1660 yılına ait bir diğer şer’î sicil defterinde Konya Dârüşşifası’na hekim-i sânî atanması yer alıyor: “Konya’da vâki merhum ve mağfurun-leh Sultan Alâeddin tâbe serâhu dârüşşifaında fevt olan Seyyid Mehmed yerine iftihârü’l-havâs ve’l-mukarrebîn bi’l-fil dârüs-saâdetim ağası olup evkaf-ı mezbûre nâzırı olan Mehmed Ağa dâme uluvvühû arzı mûcebince bin yetmiş zilkadesinin on birinci günüden yevmi 5 akçe vazife ile hekim-i sânî nasb idü.” Denilerek tayin yapılmıştı.

Süheyl Ünver’in gösterdiği bir belge de 1638 yılına ait olup Konya Dârüşşifası’nın kadrosu kâtip, hekim-i evvel, hekim-i sânî, imam-ı mescid-i dârüşşifa, müezzin-i mescid, bevvâb, vafi?.., câbi (tahsildar), mütevelli (Hacı Mehmed), mütevelli cedit Hacı Yusuf idi. Bütün bu bilgiler bize dârüşşifanın belli bir kadrosu olduğunu ve dârüşşifaların genel işleyiş tarzında hizmet verdiğini gösteriyor. Hekim yetiştirmek için pratik bilgilerin verildiği ve kıdemli öğrenci hekim kullanılmadığını burada da görüyoruz.

Konya Dârüşşifası’nın çeşitli nedenlerle hizmet veremediği zamanların olduğunu da görüyoruz. Böyle durumlarda neler yapıldığını belgelere bakarak öğrenebilmekteyiz. 1525 yılında dârüşşifa hasta kabul edemeyecek durumda imiş. Bu durumda hekime olan ihtiyacı biraz olsun karşılayabilmek için Gödene ve Resul köylerini savaş zamanında harbe iştirak etmesi için tabip Cüneyd’e tımara veriliyor. Poliklinik gibi hizmet verebilmek için tabip Cüneyd’den, dârüşşifanın uygun bir yerinde hastalara hergün bakması isteniyor.

Genelde dârüşşifaların büyük kapısının iki yanındaki odalar poliklinik hizmeti vermek için ayrılır. Haftada iki gün yatmayan hastalara hekim bakar ve ilaçlarını bedelsiz olarak verir. Burada da hastalara aynı şekilde bakması isteniyor. İlaçların hazırlanması için de uygun bir yer bulunması ve burada macun ve şerbetler hazırlanarak hastalara gereken bu ilaçları bedelsiz vermesi şartı getiriliyor.

Osmanlı Arşivi’ndeki bir başka belgede ise 1581 yılında halkın bir şikâyeti üzerine alınan bir karar ile ilgili. Konya Dârüşşifası’nda görevli tabibin halka yeterince hizmet vermediğini, tabip Ömer’in ise bu işte usta olduğunu bildirerek maaşının yükseltilmesinin talebi ile ilgili. Hekimbaşı şikâyeti uygun görüp tabip Ömer’in maaşının yükseltilmesini emretmişti.

Konya Dârüşşifası’nda aynı zamanda akıl hastalarına da bakılıyordu. 1614 yılına ait Konya şer’î sicil kayıtlarında geçtiğine göre ahaliden birinin akıl hastası annesinin bîmarhâneye konulması gündeme gelmiş, fakat oğlunun isteğine göre evde bakılmasına karar verilmişti. 1669 yılına ait Konya şer’î sicillerindeki bir hükümde ise “…akıl hastası olan şahsın Alâeddin Dârüşşifası bevvâbı Hilmi Beşe’ye teslim edilmesi…” kararı alınmıştı.

Konya Dârüşşifası’na ait belgeler incelendiğinde 1113 tarihinde Anadolu Selçukluları Sultanı Melikşah tarafından ilk dârüşşifanın yaptırıldığı, bu dârüşşifanın işlemesi için Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus (1246-1260) ve veziri Kadı İzzeddin tarafından gelir getirecek birçok mülkün vakfedildiği görülmektedir. I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) 1221 yılında büyük bir ihtimalle Melikşah Dârüşşifası’nı tamir ettirerek hizmete açmıştı. Bu vakfiyenin 1254’teki suretinde dârüşşifa vakıflarının 1837 yılına kadar takip edildiği görülmektedir. Osmanlı döneminde bu dârüşşifaya Alâeddin Dârüşşifası denildiği gibi birçok yerde Vakf-ı Dârüşşifa diye de geçmektedir. Bütün bu bilgiler, Konya Dârüşşifası’nın Anadolu Selçukları’nın en önemli dârüşşifalarından biri olduğunu göstermektedir.


KAYNAK: Şifahaneler, Abdullah Kılıç, 2012, Turkuaz Sanat.