KAYSERİ GEVHER NESİBE ŞİFAHANESİ

KAYSERİ GEVHER NESİBE ŞİFAHANESİ

.
Gevher Nesibe adına Kayseri’de inşa edilen yapı, Anadolu’da yapılmış Selçuklu dârüşşifaları ve tıp medreseleri içinde en seçkini, ayakta kalabilen en erken tarihli olanıdır. Yapı yan yana, üstü açık avlulu, dörder eyvanlı, iki blok halindedir. Batı taraftaki blok şifahane, doğudaki ise medresedir. Şifahanenin batı kenarında akıl hastalıkları bölümü, medresenin kuzeydoğu köşesinde de Gevher Nesibe’nin kümbeti (türbesi) yer alır.

Melike İsmetüddin Gevher Nesibe, Anadolu Selçuklu hükmdarlarından II. Kılıçarslan’ın (saltanatı, 1155-1192) kızı, I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in küçük kardeşi ve I. Alâeddin Keykubad’ın halasıdır. 1167-1206 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. Kayseri’de ikamet etmiş, ağabeyi Gıyâseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanatı esnasında veremden ölmüştür. Mezartaşı olmadığı için kesin ölüm tarihi bilinmemektedir. Mezarı, yaptırdığı tıp medresesinin içindedir.

Rivayete göre gönül verdiği saray başsipahisi ile evlenmesine ağabeyi I. Gıyâseddin Keyhüsrev karşı çıkar. Başsipahi, hükümdar tarafından cepheye gönderilir ve şehit düşer. Bu duruma çok üzülen Gevher Nesibe Sultan kederinden yatağa düşer, vereme yakalanır. Tüm çabalara rağmen durumunda iyileşme olmaz. Durumu öğrenen ve kız kardeşini ölüm döşeğinde ziyaret ederek özür dileyen I. Gıyâseddin Keyhüsrev (saltanatı 1192-1192, 1204-1210), ondan son isteğinin ne olduğunu sorar. O da ağabeyine, kendisi gibi devasız hastalığa yakalananlar için bir şifahane yaptırmasını vasiyet eder.

  1. Gıyâseddin Keyhüsrev, bu vasiyet üzerine 1204’te dârüşşifa ve tıp medresesinden oluşan birbirine bitişik külliyenin inşaatını başlatır. Yapı, 1206’da tamamlanır.

KİTABESİ

İki kapıdan yalnız şifahanenin portali üzerinde bulunan kitabe günümüze kadar gelmiştir. Kitâbeden şifahanenin 602 (1206) yılında II. Kılıçarslan’ın kızı ve I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine inşa edildiği görülmektedir. En önmeli kaynak kabul edilen, iki satırlık Arapça kitabenin meali şu şekildedir:

“Kılıçarslan’ın oğlu, dinin ve dünyanın koruyucusu büyük sultan Keyhüsrev zamanında -zamanı daim olsun- Kılıçarslan’ın kızı, din ve dünyanın ismeti Melike Gevher Nesibe’nin -Allah sizin için onu razı kılsın- vasiyeti olarak 602 yılında bu hastanenin inşasına ittifak etti.”

VAKFİYESİ

Gevher Nesibe Şifahanesi’nin orijinal vakfiyesi maalesef günümüze ulaşamamıştır. Fakat 1500 ve 1584 yıllarında tanzim edilen Kayseri Tahrir ve Evkaf defterlerinde, Dârüşşifa ve Gıyâsiyye medreselerinin vakıfları ve görevlileri kaydedilmiştir. Bu kayıtlara göre her iki medresenin vakıfları şunlardır:

  1. Talas köyünün mâlikanesi: 1584 yılında yapılan tahrire göre Talas’ın altı mahallesi ve 485 vergi nüfusu olup malikânesinin yıllık geliri 10.800 akçedir.
  2. Erkilet köyünün mâlikanesi: Aynı tarihte, Sahra nahiyesine bağlı 272 vergi nüfuslu bir köydür. Mâlikanenin yıllık geliri 8.310 akçedir.
  3. Yorgat köyü malikânesinin üçte bir hissesi: Sahra nahiyesine bağlı 26 nüfuslu bir köydür. Mâlikanesinin yıllık 2.862 akçe gelirinin 954’ü şifahaneye, 954’ü Nesibe Sultan Türbesi’ne, 954 akçesi de Hacı Kılıç Camii’ne vakfedilmiştir.
  4. Acıkuyu mezrasının mâlikanesi: Malya nahiyesine bağlı ve Karakuyu mezrası yakınında olup yıllık geliri 300 akçedir.
  5. Saslu mezrasının mâlikanesi: Erciyes Cebel-i Ali nahiyesie bağlı olarak kaydedilmiş olan Saslu mezrasının mâlikane geliri yıllık 500 akçedir.
  6. Sultan Hamamı’nın senelik ihalesinden alınan icar, 50 akçe.
  7. Hamamın dârüşşifa yanındaki arsasından alınan icar, 50 akçe.
  8. Gıyâsiyye Medresesi yanındaki arsanın senelik icarından alınan 30 akçe.

Görüldüğü gibi Dârüşşifa ve Gıyâsiye medreselerine müşterek üç köyün mâlikanesi, iki mezra, bir hamam ve iki arsa vakfedilmiş olup 1584’teki kayıtlara göre yıllık gelir toplamı 43.643 akçedir.  Evkaf kayıtlarına göre 1584 yılında Dârüşşifa ve Gıyâsiyye Medresesi’nin 20’şer akçe günlük tahsis edilen birer müderrisi vardı. O devirde eğitim görenlere de 8 akçe günlük bağlanmıştı. Vakıf gelirini toplayan tahsildara da ‘kitâbete kadir olmak şartıyla’ günlük 2 akçe ayrılmıştı.

MİMARİ YAPISI

Yapı, 68*42 metre ebadında, 2.800 m2’lik bir alanı kaplayan birbirine bitişik, açık avlulu iki birimden meydana gelir. Batıdaki bölüm şifahane, doğudaki tıp medresesidir. Her iki bölüm de tipik Selçuklu medrese planına sahiptir. Birbirine 1,5*11 metrelik dar bir koridorla bağlantılı olan binalardan dârüşşifa 40*42 metre (1.680 m2), medrese ise 28*40 metre (1.120 m2) ebatlarındadır. Her iki binanın ayrı kapısı vardır.

İki bölüm, ortasında havuzu bulunan, dört tarafından sivri tonozlu revaklarla çevrili açık avlulu, dört eyvanlı plan şemasına sahiptir. Oda kapılarının hepsi küçüktür ve revaklı avluya açılmaktadır. Odalarda ocak ve baca yerleri mevcut değildir. Mutfak tipinde bir mekâna da rastlanmamıştır. Bu da yemeklerin dışarıdaki bir imaretten geldiğini düşündürmüştür.

Selçuklular’ın 13. asırda yaptıkları medreselerde kapalı avlu tipi kullanılmış, binaların temel ve zeminleri de dayanıklı, büyük masif taşlardan yapılmıştır. Yapıyla ilgili bilgiyi ilk defa 1933 yılında A. Gabriel yayımlamıştır. Yapı yıkık ve iyi temizlenmemiş olduğundan planını tam olarak yapamadığını belirtmektedir.

1980 yılında, Erciyes Üniversitesi tarafından yapılan tamirat sırasında, işin başında bulunan A. Hulusi Köker binanın su ve kanalizasyon sistemi ile ilgili özetle şu bilgileri vermektedir:

“1980 yılında yapılan onarım esnasında eserin çevresinde de bir kazı yapılmıştır. Kuzeyde bulunan yedigen kaideli, türbe kaidesine benzeyen yapının altının tamamen toprak olduğu ve mezara ait bir yapıya rastlanmadığı tespit edilmiştir. Yapının üzerindeki toprak açıldığında, burada birçok spiralli künkler ortaya çıkmıştır. Böylece bu yapının kümbet kaidesi değil, şifahaneye suyu getiren ve dağıtan su terazisi olduğu tespit edilmiştir. Bu terazide, dışarıdan, Büyük Avgın’dan gelen suyun seviyesi yükseltildikten sonra, ikiz binanın ortasındaki bir koridordan içeri gönderilerek her iki bölüme dağıtılıyor olmalıdır. Kazıya devam edilerek ara koridorlar eşildi ve dâhilî su tesisatı bulundu. Tabiî su künklerinin birçoğu çürümüştü. Hamamın güneybatı köşesinde de bir hamam ayağı bulunmuştur. Bu hamam ayağının dışarıda, büyük oluklu taşları ve pisliklerin toplandığı kare şeklinde çukur taşları bulunmuş ve bunlar medrese içinde muhafazaya alınmıştır. Bu ayağın Selçuklular’dan kalma kanalizasyona bağlı olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim her iki havuzun ayakları da, bu Selçuklu kanalizasyonuna akmaktadır. Bu kanal, bugünkü şehir kanalından 2-3 metre daha derinden gitmektedir. Şifaiyye ve Gıyâsiyye’den, tamirat esnasında 13-15 metreden çıkarılan artezyen suları, günlerce havuza aktığı halde, Selçuklu kanalı, bu suyu birikmeden rahatlıkla çekmiştir. Şu halde 1206 yılında açılmış olan bu Selçuklu kanalı halen çalışmaktadır. Suyun nereye akıp gittiği ise bilinmemektedir.”

Selçuklular döneminde yapılmış âbidelerin yapı özellikleri, iç ve dış tezyinatlarının yanında, pek çoğumuzun ilk bakışta dikkatini çekmeyen bir özelliği de eyvan ve tonozları meydana getiren yontma taşlar üzerinde görülen taşçı işaretleri veya Türk damgalarıdır. Gevher Nesibe Şifahanesi’nde de birçok taşçı işaretleri ve Türk damgaları bulunmaktadır.

Anadolu Selçukluları, sağlık tesislerinde kadın-erkek, müslim-gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın hizmet verilmiş, Gevher Nesibe’de de 20. yüzyıla kadar aynı anlayışla hizmete devam edilmiştir.

ŞİFAHANE

Taçkapısı. Şifahane ve medrese kısımlarının ayrı ayrı kapıları olmasına rağmen soldaki şifahane kapısı kitabenin de yer aldığı orijinal Selçuklu motifleriyle bezenmiş taçkapıdır. Kapıda en üstte, ortada çift yılan kabartması ve iki yılanın ortasında dönen Selçuklu motifi mevcuttur. Tahrip olan motifin az bir kısmı görünmektedir. Bu motifin benzeri 1980’lerde bir taş üzerine yeniden işlenerek şifahanede muhafaza altına alınmıştır.

Yılan motifi 13. yüzyılda Selçuklular tarafından tıbbî sembol olarak kullanılmıştır. Bu motiflerin altında 2,5*0,75 metre ebadında mermer kitâbe yer almaktadır. Kitâbenin hemen altında taştan işlenmiş kemer ve etrafında karşılıklı Selçuklu motifleri bulunmaktadır. Kapı, 20. yüzyılın başlarından 1940’lara kadar oldukça harap durumdayken yapılan onarımlarla bugünkü halini almıştır.

Kapı bloğu şifahane cephesinden 0,47 metre öne çıkıntılıdır. Kapının dış çevresi birbirine geçmeli Selçuklu motifleriyle çevrilidir. Kapı giriş oyuğunun üstü yedi kademeli mukarnaslarla bezenmiştir. Girişin sağ ve sol yanında küçük oyuklar vardır. Sağdaki oyuğun üstünde bir aslan kabartması vardır. Bu sembol Kılıçarslan’a işaret eder.

İç mekânı. Yapının şifahane kısmının dış ölçüleri 40*42 metredir. Kare planlı avlunun bir kenarı 12,50 metre olup üç yanı kemerli, sivri tonozlu revaklarla çevrilidir. Avlunun ortasında dikdörtgen havuz vardır. Ana giriş kapısı batı revakına açılmaktadır. Her yönde dört eyvanı vardır. Şifahanenin doğu-batı eyvanları, hastaların, güneş ve hava almaları için yapılmıştır. Kuzeye düşen ana eyvan 10,50 metre derinliğinde ve 9 metre eninde, büyük ve yüksek bir mekândır. Ana eyvanın iki yanına odalar konulmuş, bunlardan batıdaki küçük bir oda, doğudaki ise birinden ötekine geçilen iki dikdörtgen oda şeklinde tertiplenmiştir. İçeridekinde hiç pencere konmamış ve karanlıktır. Bu karanlık odada, eczacılar tarafından ışığa hassas ilaçların hazırlandığı ve Selçuklu tababetinin, o devirde ‘fotosensibilite’yi bildiğini ortaya çıkmaktadır. Nitekim, şifahaneye ait olan orijinal bir ilaç kazanı bulunmuştur, bu kazan halen orada sergilenmektedir.

Şifahanenin tavandan aydınlatmalı üç ameliyathanesi vardır. Bu ameliyathanelerde katarakt ve fıtık ameliyatlarının yapıldığı bilinmektedir.

Akıl hastalıkları bölümü. Şifahanenin batısında yer alan ve bîmârhane olduğu sanılan bu bölümün, 1956’daki tamirat sırasında yapılan kazılarda temelleri bulunmuş ve yeniden yapılmıştır. Bîmârhane, 9*41 metre boyutlarındadır. Buraya, şifahane avlusundan dar, tonozlu bir koridorla girilmektedir.

Bîmârhane, kuzey-güney istikametinde sivri tonozlu bir orta koridor ile sağlı sollu küçük odalardan (hücre) oluşmaktadır. İki tarafta dokuzardan, on sekiz hücre (oda) vardır. Bunlar sivri tonozlarla örtülmüşlerdir. Hasta odalarının eyvan kavislerinde, karşılıklı ikişer delik bulunmaktadır. Bunlar o zaman uygulanan musiki veya telkin tedavisi amacıyla yapılmış olabilir. Bu ses koridorları dünyanın ilk primitif hoparlörleri gibidir. Odaların tonozlarının birçoğunda ışık ve havalandırma için oluşturulmuş açıklıklar görülür.

Akıl hastanesi aynı zamanda, içerisinde tıp tahsili yapılanların ilkidir. O dönemde Batı dünyasında hastaların toplumdan uzaklaştırılmak için son derece kötü şartlara sahip binalarda ölüme terkedildiği düşünüldüğünde yapının çarpıcılığı daha belirgin ortaya çıkar. Aynı dönemde Selçuklu şifahanelerinde hastalar musiki ve su sesi ile tedavi edilmektedir.

Hamamı. Bîmârhane koridorunun, soldaki ilk odasından hamama girilmektedir. Hamam kare planlıdır ve üstü kubbe ile örtülüdür. Tuğladan yapılmıştır. Kubbe, aynalı çapraz tonozludur ve aralıklarda dört adet yuvarlak tipik Selçuklu hamam penceresi bulunmaktadır. Hamamın hastalara, tıp öğrencilerine ve çalışanlara hizmet verdiği bellidir.

TIP MEDRESESİ

Medresenin kapısı, şifahaneden 1 metre kadar geride yer almıştır. Bununla giriş cephesindeki iki farklı yapı vurgulanmak istenmiştir. Medresenin alanı, 28*40 metredir (1.120 m2). Güneyden girilen cümle kapısı üzerinde olası muhtemel Gıyâseddin Keyhusrev’e ait kitâbe kaybolmuştur. Revaklı avlu, eyvanlar ve odalardan oluşan mekân organik bir bütünlük teşkil eder. Avlunun ortasında dikdörtgen bir havuz vardır. Avluyu çeviren revaklar, sivri kemerli ve tonozludur. Dört kenarda, dört eyvan bulunur.

Bunlardan kuzeyde daha büyük olan ana eyvanı, şifahanenin ana eyvanından daha dar ve daha az derindir (9,70*7,50 metre). Bu eyvanın iki yanında ise biri büyük diğeri küçük iki oda vardır. Medrese odaları, farklı boyutlarda, dikdörtgen planlı ve sivri tonozludur. Medreseden beşik tonozlu dar bir geçitle şifahane bölümüne geçilmektedir.

KÜMBET

Anadolu Selçukluları’nda, bânilerin yaptırdığı eserde gömülme geleneğine uygun olarak medresenin kuzeydoğu köşesindeki odalardan biri Gevher Nesibe için sekizgen piramit çatıyla örtülü kümbet (türbe) olarak inşa edilmiştir. Doğu eyvanıyla yapının köşesindeki oda arasında bulunan ve altlı üstlü mezar mahzeni ile mescid kapıları avluya bakan türbe, tamamen kesme taştan yapılmış, içten tromplu, dıştan sekizgen biçimde ve piramit külahlı tipik bir Selçuklu kümbetidir.

Kümbet, altta sandukanın yer aldığı kısım ve üstünde köşk mescidden meydana gelen iki bölümden oluşmaktadır. Türbenin altında, merdivenle inilen bir mezar vardır. Bu mezar harap bir haldeyken 1980 tamirinde yeniden yaptırılmıştır.

Kümbetin sekizgen gövdesinin dış yüzeyinde pramit külahının altına, güney yüzü başlangıç alınırsa sola doğru takip ederek Âyetü’l-kürsî ve devamında ‘Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan açıkça ayrılmıştır. Artık kim tâğutu inkâr edip de Allah’a iman ederse işte o, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah işitir, bilir.’ (Bakara, 256) mealindeki âyeti yazılmıştır. Taşa kabartma olarak işlenen yazı hâlâ düzgün bir şekilde okunabilmektedir.

KAYNAK: Şifahaneler, Abdullah Kılıç, 2012, Turkuaz Sanat.