İLK DÖNEM EMEVÎ ABBASÎ


islamic-orient

 

 

 

 

 

 

İlk İslâm bîmâristanının Hz. Peygamber (sav) tarafından, Hendek Gazvesi sırasında yaralanan Sa‘d b. Muâz (ra) ve diğer yaralı sahabeler (ra) için seyyar savaş hastahanesi (hastanesi) olarak kurulduğu eski İslâm kaynaklarında şöyle anlatılmaktadır: “Hz. Peygamber (sav) yaralanan Sa‘d b. Muâz’ı (ra), kendi mescidinde bulunan ve Eslem kabilesinden Rufeyde el-Ensâriyye (ra) adındaki kadına ait olan çadıra yerleştirdi. Rufeyde (ra) yaralıları tedavi ederdi; kendisini müslümanlardan yaralı ve hasta olanların hizmetine vakfetmişti. Hz. Peygamber (sav), Hendek Gazvesi’nde Sa‘d b. Muâz’a (sav) ok isabet ettiği zaman yanında bulunanlara, “Sa‘d’ı Rufeyde’nin çadırına kaldırın ki onu sık sık ziyaret edebileyim” demişti (İbn Hişâm, II, 239; Ahmed Îsâ, s. 9).

İslâmiyet’ten önce dünyada ilk hastahanenin, mitolojik Kıptî Mısır Hükümdarı Manakyus (Menâkiyûş b. Uşmûn) veya ünlü Yunan hekimi Hipokrat tarafından evinin yanında İhsinüdûkiyün (Xenodokeion) adı altında açıldığından bahseden Makrîzî, İslâm tarihinde ilk hastahaneyi 88 (707) yılında Emevî Halifesi Velîd b. Abdülmelik’in kurduğunu ve buraya hekimler tayin ederek onlara maaş bağladığını, diğer taraftan cüzzamlı hastaların ortalıkta gezinmelerini önlemek için bunların tecrit edilmesini emrettiğini, cüzzamlılara ve körlere erzak tayin ettiğini söyler (el-Hıtat, II, 405). Osmanlı tarihçisi Bostanzâde Yahyâ Efendi de (Târîh-i Sâf), İslâm ülkelerinde ilk defa akıl ve beden hastalıklarının tedavisine mahsus hastahaneler yaptıran kişinin Halife Velîd b. Abdülmelik olduğunu kaynak zikretmeden kaydeder. İbn Dokmak ise Emevîler döneminde Mısır’da Fustat’ın Kanâdîl sokağındaki Ebû Zübeyd’in evinin bîmâristana çevrildiğini yazmaktadır.

Emevîler döneminde kurulmaya başlanan bîmâristanların ilk parlak devri Abbâsî halifeleri zamanına rastlar. Bağdat’ın kurucusu olan ikinci Abbâsî halifesi Mansûr’un hastalığı sırasında, Sâsânîler döneminden beri faal olan Cündişâpûr hastahane ve tıp okulundan ünlü hekim Curcîs b. Buhtîşû‘un 148 (765) yılında Bağdat’a çağrılmasından sonra bu hastahaneden yetişen hekimlerin İslâm tabâbetinin ve bîmâristanların gelişmesine önemli katkıları olmuştur.

Cündişâpûr tıp okulunun Sâsânî Hükümdarı I. Şâpûr tarafından 260 yılı dolaylarında, yanındaki hastahanenin de II. Şâpûr tarafından 350’de kurulup X. yüzyılın sonuna kadar hizmet gördüğü bilinmektedir. I. Hüsrev Enûşirvân zamanında (532-579), yani Hz. Muhammed’in (sav) doğduğu yıllarda hayli parlak bir devir yaşayan bu hastahane ve tıp okulunun gelişmesinde, 489’da Bizans’tan kovulan Nestûrî hekimlerle Buda zamanından beri ileri bir düzeye ulaşmış bulunan Hint tıbbının büyük rolü olmuştur. Abbâsîler döneminde de faal olan Cündişâpûr’daki tıp okulunu ve hastahaneyi Ahmed Îsâ Bey ilk İslâm hastahanelerinin başında zikrederse de, yapılan son araştırmalarla burada tıp tahsili yapabilmek için Nestûrî mezhebinde hıristiyan olmak şartının arandığı tesbit edilmiş, dolayısıyla bu müessesenin İslâmî sayılamayacağı ortaya konulmuştur. Ancak buranın İslâm tıbbının gelişmesinde ve ilk İslâm hastahanelerinin kuruluşunda büyük bir rol oynadığı muhakkaktır. Çünkü Hârûnürreşîd’in (786-809) yine Buhtîşû‘ ailesinden Cibrâîl b. Buhtîşû‘ b. Curcîs’i Bağdat’a çağırarak Kerhâyâ Kanalı kenarında Cündişâpûr’daki gibi bir hastahane kurdurduğu ve başına Cündişâpûr’dan ünlü hekim Ebû Yuhannâ Mâseveyh’i getirttiği, sonra da onun yerine oğlu Ebû Zekeriyyâ Yuhannâ b. Mâseveyh’in geçtiği bilinmektedir. Ayrıca Bermekî vezir ailesinin de Bağdat’ta kendi adlarıyla anılan bir hastahane kurdukları ve Hint tabâbetine rağbet ettiklerinden dolayı başına İbn Dehn adlı bir Hintli hekimi getirerek ona Sanskritçe tıbbî eserleri Arapça’ya tercüme ettirdikleri kaynaklarda belirtilmektedir.

Bağdat’ta ilk bîmâristanı tesis eden Hârûnürreşîd’in, kendisini tedavi için Cündişâpûr’dan getirttiği Hintli hekim Menkeh’e (Mankah) ünlü Hint hekimi Çanakya’nın (Şanak) eserini ve yine Hintliler’in ünlü Susruta-Samhita’sını tercüme ettirmesi, o dönemde antik Yunan ve Nestûrî tıbbının yanı sıra Hint tıbbının da İslâm tıbbı üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Hârûnürreşîd’in kurduğu bu hastahanenin faaliyetini ne zamana kadar sürdürdüğü bilinmiyorsa da daha sonra Bağdat’ta ve diğer şehirlerde açılan bîmâristanlara örnek teşkil ettiği muhakkaktır.

Halife Mütevekkil-Alellah’ın vezirlerinden Türk asıllı Feth b. Hâkan’ın 861’de Mısır’da Fustat’ın Meâfir semtinde, vezir Ali b. Îsâ b. Cerrâh’ın 914 yılında Bağdat’ın Harbiye semtinde açtıkları bîmâristanlardan sonra gerek Bağdat’ta gerekse diğer yörelerde inşa edilen hastahanelerin sayısının arttığı ve X. yüzyılda İslâm hastahaneciliğinin ve tabâbetinin parlak bir devir yaşadığı görülmektedir. Ali b. Îsâ, Bağdat’takilerden başka Mekke ve Medine’deki bîmâristanların da yönetimiyle ünlü hekim Ebû Osman Saîd b. Ya‘kub ed-Dımaşkî’yi görevlendirmişti. Daha önce ise Halife Mu‘tazıd-Billâh devrinde (892-902) onun gulâmı Bedr tarafından Bağdat’ta Dicle’nin doğu yakasındaki Muharrem semtinde bir bîmâristan tesis edilmişti. Büveyhîler’den Mecdüddevle’nin annesi adına Bağdat’ın Sûku Yahyâ semtinde kurulan Bîmâristânü’s-Seyyide, ünlü hekim Sinân b. Sâbit tarafından 1 Muharrem 306’da (14 Haziran 918) hizmete açılmıştı. Bu bîmâristanın aylık masrafları 600 dinara ulaşmaktaydı. Hekim Sinân b. Sâbit’in tavsiyesi üzerine Halife Muktedir-Billâh, Bağdat’ın Bâbüşşâm tarafında 918 yılında kendi adıyla anılan Bîmâristânü’l-Muktedirî’yi kurdu ve masrafları için buraya ayda 200 dinar tahsis etti.

Muktedir-Billâh’ın vezirlerinden İbnü’l-Furât Bağdat’ın doğu yakasındaki Derbülmufaddal semtinde bir bîmâristan kurmuş, kendisinden sonra vezir olan Hâkanî, hekim Sâbit b. Sinân b. Sâbit’i 925’te buranın başına getirmişti. Türk asıllı Emîrü’l-ümerâ Ebü’l-Hasan Beckem de Vâsıt şehrinde bir dârüzziyâfe (aşevi) ile 941’de Bağdat’ta Dicle’nin batı kenarında eskiden Hârûnürreşîd’in sarayının bulunduğu küçük tepeye, hekim Sinân b. Sâbit’in tavsiyesi üzerine kendi adıyla anılan bir bîmâristan tesis etmişti.

Taşradaki hastahaneler hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte bu devirde Vâsıt, Rakka, Anadolu’nun güneyinde Meyyâfarikın, Harran, Antakya, Nusaybin, Türkistan’ın Merv, İran’ın Rey, Şîraz, İsfahan ve Sicistan’ın Zerenc şehirlerinde çeşitli bîmâristanların mevcut olduğu bilinmektedir. Abbâsîler döneminde hastahanecilik ve halk sağlığı alanındaki gelişmenin bir kanıtı da ünlü hekim Sinân b. Sâbit’in tavsiyesi ve vezir Ali b. Îsâ’nın emriyle hekimlerin her gün hapishanelere gidip hasta muayene etmeleri ve onlar için çeşitli ilâçlar hazırlamalarıdır. Yine vezir Ali b. Îsâ’nın bir fermanı ile Aşağı Irak’ta Sevâd bölgesi köylerine hekimlerle birlikte bir seyyar hastahanenin gönderildiği ve tabip Sinân b. Sâbit’le vezir Ali b. Îsâ’nın yazışmalarından bu seyyar bîmâristanda müslümanlarla birlikte gayri müslimlerin de muayene ve tedavilerinin yapıldığı öğrenilmekte, böylece o dönemdeki bîmâristanları seyyar ve sabit olarak ikiye ayırmak mümkün olmaktadır.

O dönemde her türlü hastalığın tedavi edildiği tam teşekküllü birer hastahane görünümünde olan bîmâristanlardan başka sadece akıl hastaları ile meşgul olan tekke niteliğinde hastahanelerin de bulunduğu, Halife Mütevekkil-Alellah zamanında (847-861) ünlü dilci Müberred tarafından Bağdat ile Vâsıt arasındaki Deyrihizkıl’da kurulmuş böyle bir müessesenin ziyaret edilmesinden anlaşılmaktadır. Deyrihizkıl’daki bu hastahane hakkında IX ve X. yüzyıl müellifleri tarafından geniş bilgi verildiğine göre (Ya‘kubî, s. 321; Mes‘ûdî, IV, 89; Yâkut, II, 540-541) hiç şüphesiz burası, sadece delilerin tedavisine tahsis edildiği belgelerle ispat edilebilen en eski psikiyatrik hastahane olma vasfına, Avrupalılar’ın bu hususta ileri sürdükleri 1409’da İspanya’da kurulan Hospital General Valencia’dan veya 1404’te altı akıl hastasının yatırıldığı bilinen Londra’daki Bethlehem Hastahanesi’nden daha lâyıktır.

6. yüzyılda bîmâristanlarda diğer hastaların yanı sıra akıl hastalarının da tedavi edildiğini gösteren en güzel örnek olarak, 872 yılında Türk asıllı Ahmed b. Tolun’un Mısır’da Fustat’ta kurduğu kendi adıyla anılan bîmâristanı zikretmek mümkündür. Bugün hâlâ ayakta duran İbn Tolun Camii’nin yanında bir çifte hamamla birlikte yaptırılan İbn Tolun Bîmâristanı hakkında Makrîzî’nin verdiği bilgilerden, burada hastaların özel hastahane elbiseleriyle yattıkları, hekimler tarafından tedavi edildikleri, ilâç ve yemeklerinin önlerine getirildiği öğrenilmektedir. İbn Tolun’un, inşası için 60.000 dinar tahsis ettiği bu bîmâristana köle ve askerler dışında zengin fakir herkes kabul edilirdi. İbn Tolun her cuma hastahaneye giderek inceleme yapar, hekim ve hastalarla görüşürdü.

Bu ziyaretlerinden birinde, deli olmadığı halde tedavi altına alındığını iddia eden akıl hastalarından birisi kendisinden Arîş’te yetişen bir elma arzu ettiğini söyler. Bunun üzerine Ahmed b. Tolun hemen elmanın temin edilmesini emreder. Fakat deli elmayı eline alır almaz hükümdarın göğsüne fırlatır. Ahmed b. Tolun delinin hemen tecrit edilmesini emrederek hastahaneyi terkeder. Yine Makrîzî’nin verdiği bilgilerden, tıp ve psikiyatri tarihinde büyük bir öneme sahip olan bu bîmâristanın 872 yılında kurulmasına rağmen, teknik imkânlar bir tarafa bırakılırsa, hasta bakım ve hizmetleri yönünden bugünkü modern hastahanelerin vasıflarını taşıdığı anlaşılmaktadır. Mısır’da İbn Tolun’dan sonra devlet kuran İhşîdîler’in dördüncü hükümdarı Kâfûr el-İhşîdî de 957 yılında Fustat’ta Bîmâristânü’l-Esfel adıyla anılan bir hastahane tesis etmişti.

İslâm dünyasının X. yüzyılda kurulan en ünlü hastahanesi, Bağdat’ın batısında Dicle’nin kenarında Büveyhî Emîri Adudüddevle’nin 981 yılında yaptırdığı Bîmâristân-ı Adudî’dir. Burasının Halife Mansûr tarafından inşa ettirilen Huld Sarayı’ndan hastahaneye çevrildiği de söylenir. Bîmâristân-ı Adudî, Dicle nehrinden özel bir sistemle suyunu alan konforlu bir klinik niteliğindeydi. Bir rivayete göre hastahane kurulmadan önce Ebû Bekir er-Râzî şehrin çeşitli yerlerinde ağaçlara et parçaları asarak bir süre bekletmiş ve etin en geç çürüdüğü semtte bu hastahanenin yapılmasını istemiştir; ayrıca Adudüddevle Râzî’yi 100’den fazla hekim arasından bizzat seçmiştir.

İlk kurulduğu zaman hastahanede, aralarında dâhiliyeci, göz hekimi (kehhâl), cerrah ve ortopedist (mücebbir) gibi uzmanların da bulunduğu yirmi dört hekim çalışıyordu. Bîmâristanda haftada iki gün ve iki gece nöbet tutan hekim Cibrâîl b. Ubeydullah b. Buhtîşû‘un aldığı maaş ayda 300 dirhemdi. Selçuklular zamanında Sultan Tuğrul’un (1040-1063) emriyle veziri Amîdülmülk el-Kündürî veya Bağdat’ın ileri gelenlerinden Şeyh Abdülmelik b. Yûsuf tarafından yeniden düzenlenen hastahanede hekim sayısı yirmi sekize çıkarılmış ve yoğun bir şekilde tıp eğitimine de başlanarak burası o dönemin en büyük tıp merkezine dönüştürülmüştür.

17 Mayıs 1184 tarihinde Bağdat’ı ziyaret eden İbn Cübeyr, bir saraya benzettiği bu hastahanede hekimlerin pazartesi ve perşembe günleri hastaları muayene ederek gereken ilâçları tavsiye ettiklerini belirtmektedir. Moğollar’ın 1258’de Bağdat’ı zaptetmesine kadar faal olan Bîmâristân-ı Adudî’den bugüne hiçbir iz kalmamıştır. Selçuklular döneminden önceye ait herhangi bir İslâm hastahanesi günümüze kadar harabe halinde dahi ulaşmadığı gibi Ebû Bekir er-Râzî’nin Kitâb fî Sıfâti’l-Bîmâristânî’si ve XI. yüzyılda Meyyâfarikın Hastahanesi’nin başhekimi olan Zâhidü’l-ulemâ el-Fârikī’nin Kitâbü’l-Bîmâristânât’ı gibi hastahaneler hakkında yazılmış çeşitli kitaplar da zamanımıza kadar gelmemiştir.