AMASYA DÂRÜŞŞİFASI (SABUNCUOĞLU ŞEREFEDDİN)

AMASYA DÂRÜŞŞİFASI (SABUNCUOĞLU ŞEREFEDDİN)

.
Amasya şehrinde Yeşilırmak’a paralel cadde üzerinde, Yakutiye mahallesinde bütün görkemiyle ayakta olan, tipik bir Selçuklular dönemi dârüşşifasıdır. Amasya Dârüşşifası’nın Türk bilim dünyasına tanıtılması Süheyl Ünver’in 1935 yılında yazdığı bir makale ile başlamıştır. Amasya Dârüşşifası Türk bilim dünyasına İlhanlılar devrinde yaptırılan “Anber b. Abdullah Dârüşşifası” (1308) olarak tanıtılmıştır. Bu bilginin kaynağı dârüşşifanın kitabesindeki bilgidir:

“Büyük sultan, en büyük hakan, dinin ve dünyanın yardımcısı Sultan Olcaytu Muhammed’in -Allah, onun saltanıtını ve büyük hatun, büyüklerin kraliçesi İldus Hatun’un şeref günlerini ebedî kılsın ve saltanatını artırsın- devletinin zamanında bu mübarek dârüşşifayı imar etmekle saltanatının yüceliğini muvaffak kılsın. Zayıf kul, Anber bin Abdullah -Allah onların yaptıklarını kabul etsin. Yıl, 708 (1308).”

Bu taşa kazılı bilgi hiç tereddütsüz kabul edildi ve Anber bin Abdullah Dârüşşifası olarak her yerde kaydedildi. Fakat yapılan araştırmalar, bulunan belgeler, bu dârüşşifanın Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) tarafından yaptırıldığını ortaya koymaktadır. Bu dârüşşifa 1308 yılında Amasya’yı ele geçiren Moğollar (İlhanlılar) zamanında tamir edilmiş ve yeni bir kitâbe konulmuştur.

Amasya Dârüşşifası konusunda, Başbakanlık Osmanlı arşivlerinde bulunan her belgede bu bina “Sultan Alâeddin Dârüşşifası” olarak kaydedilmiştir. Bu belgeler tarihçilerin de dikkatini çekmişti. Örnek olarak verirsek, bir tayin belgesinde “…arzuhal-i kullarıdır ki Amasya’da vâki Sultan Alâeddin’in bina eylediği dârüşşifada…” denilerek devletin resmî kayıtlarında defalarca bu şekilde gösterilmiştir. Aynı belgenin sağ üst köşesinde hazine defterindeki kayıt, bir mühür şeklinde yer almaktadır:

Ber mucib-i defter-i hazine
Vakf-ı Dârüşşifa
Merhum Sultan Alâeddin der Amasya

Amasya tarihini yazan uzmanlar, Amasya şehrinin XI. Yüzyılın başında Dânişmendliler’in idaresi altında olduğunu ve 1182 yılında Anadolu Selçuklularından Sultan II. Kılıçarslan’ın Amasya’yı aldığını bildirmektedir. Selçuklu idaresinde 126 yıl kalan bu şehir 1308’de İlhanlılar’ın eline geçmişti. Moğol idaresinde yirmi yedi yıl kalan şehir, yine bir Türk beyliği olan Eretna Beyliği altmış üç yıl hükmetmiş ve 1398 yılında Yıldırım Bayezid’in Amasya’yı almasıyla Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Dârüşşifayı yaptıran I. Alâeddin Keykubad (1220-1237), Anadolu Selçuklu hükümdarlarının dördüncüsüdür. Onun zamanında Selçuklular’ın en güçlü dönemi yaşanmıştır. Sultan Alâeddin’in bu dârüşşifayı neden Amasya’da yaptırdığını sorgulayacak olursak iktisat tarihçilerinin gösterdiği “ticaret yolu üzerinde” olması tek ve en önemli sebeptir. Amasya, tarihte ve o zaman diliminde çok önemli iki tarihî ticaret yolu üzerinde ve önemli bir mola merkezindeydi. Bu yollardan biri, Anadolu’yu kuzeydan güneye bağlayan ticaret yolu idi ki “Samsun-Zile- Kayseri-Tarsus” ticaret yolu üzerindeydi. İkinci yol, doğu-batı güzergâhı üzerindeki bir başka ticaret yolu idi. Buna dönemin tüccarları “Azerbaycan-Bursa” güzergâhı diyorlardı.

Her iki yol da işlek olup birçok tüccarın konakladığı merkezlerdi. Bunun dârüşşifa ile ilgisi de çok açıktır. Dârüşşifaların hizmet ettikleri, yoksullar, kimsesizler, seyyahlar, yolcular ve tüccarlardı. O tarihlerde de dârüşşifaları bir hastane olarak düşünmemek gerekir. Çünkü herkes hastasına kendi evinde bakıyordu. Hekim eve çağrılıp orada muayene ediliyor,  orada aile içinde hekimin direktifi ile tedavisi uygulanıyordu. Hekim gerektiğinde hastayı tekrar yokluyor ve izliyordu. Dârüşşifalara ancak tüccarlar, seyyahlar, kimsesiz ve kendisine bakacak birisi olmayanlar gidiyor ve orada parasız sağlık hizmeti alıyorlardı. Bu sebeple Selçuklular döneminde yaptırılan dârüşşifalara bakıldığında hepsinin ticaret merkezlerinde ya da nüfusu yoğun yerleşim bölgelerinde olduğu görülür.

Bütün bu siyasî, tarihî ve iktisadî veriler, arşiv belgelerindeki bilgileri tamamlamaktadır. Devletin resmî kayıtları ve vakfiye arşivleri bize Amasya Dârüşşifası’nın Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad tarafından 1222-1232vyılları arasındaki bir tarihte yaptırdığını gösteriyor. İlhanlılar’ın (Moğollar) Amasya’yı alışlarının 1308 yılında olduğu kesindir. Dârüşşifa kitabesindeki tarih de 1308 yılıdır. Eğer bu görkemli dârüşşifayı İlhanlılar’ın şehri aldıktan sonra yaptırdıklarını varsayarsak bunun -aynı yıl içinde- birkaç ay gibi kısa bir sürede yapılmış olması gerekir ki bu imkânsızdır.

Amasya’nın İlhanlılar tarafından alınması,  inşaatına karar verilmesi, o görkemli binanın yaptırılması, bitirilmesi ve kitabesinin yapılması en fazla bir yıl içinde (1308) olması gerekiyordu. Dârüşşifaların yapım süresinin en kısa olanının bile ortalama dört yıl olduğu (Sivas, Süleymaniye) varsayıldığında binanın 1308 yılında yapılmadığı ve belki, 1308 yılında İlhanlılar’la yapılan savaş sırasında hasar gördüğü ve Anber bin Abdullah tarafından o tarihte -1308- tamir edilerek kitabesinin (“yaptırıldı” şeklinde) konulmak suretiyle hizmete tekrar açıldığı kabul edilebilir bir gerçektir.

MİMARÎ YAPISI

Doğu-batı yönünde dikdörtgen bir avlu etrafında iki yanda uzun eksene paralel, iki revak sırası ve gerisinde kapalı mekânların yer aldığı, giriş eyvanı ve karşısındaki ana eyvanla, avlulu iki eyvanlı bir plana sahiptir. Dıştan dışa 33,60*25,60 metre ölçüsünde bir alana oturmaktadır. Avlunun iki yanındaki revaklar muntazam kesme taşlar ve kemerlerle meydana getirilmiştir. Revakların arkasında tonozlu mekânlar sıralanmaktadır.

Yapının, muntazam kesme taştan örülü, taçkapısının da yer aldığı, köşelerinde 1,20 metre çapında kuleleri bulunan, caddeye bakan batı cephesi anıtsal bir görüntüdedir. Taçkapının yanlarında, iki tarafında cepheye derin birer niş içinde, dekorlu iki pencere açılmıştır.

Âbidevî taçkapı bütün güzelliğiyle bilinen Selçuklu taçkapıları özelliğindedir. Cephe duvarlarından 1,15 metre taşkın olan taçkapının nişi 2,00 metre derinliğinde, 3,80 metre genişliğindedir. İki yan nişle beraber kapı kemerinin üstünde bir bütün olarak yapının kitâbe kuşağı dolanır. Yüzey stilize bitkisel dekorlu, profilli sivri kemer, kapı kompozisyonunu tamamlar. Taçkapı çevresinin yan yüzeyleri, kuvvetli plastik etkili stilize bitkisel dekorlar ve bunları sınırlayan alçak kabartma dekorlu bordürlerle devam eden bir kompozisyona sahiptir.

KAYNAK: Şifahaneler, Abdullah Kılıç, 2012, Turkuaz Sanat.